30

Tanrı Bir’in içinden çok, çokluklarda bulunur. Çoklukların toplamında bulunur. Tanrı çoğuldur çünkü insanların zihinleri çoğuldur. E Pluribis Unum (lat) – çoktan çıkan bir.

Kayıp Sembol – Dan Brown

29

Tanrı ile senin arandaki fark senin ilahi olduğunu unutmandır.
Tanrı onu anlamamızı istiyor. Tüm dünyada gökyüzüne bakıp Tanrı’yı bekliyoruz. Ama kendi içimizde olduğunu hiç farketmiyoruz. Bizler yaratıcılarız ama safiyane bir şekilde yaratılan rolünü oynuyoruz. Kendimizi, bizi yaratan Tanrı’nın etrafında hırpalanan zavallı koyunlar gibi görüyoruz. Korkmuş çocuklar gibi yardım, bağış ve iyi şans dilenerek diz çöküyoruz. Ama Yaradan’ın suretinden yaratıldığımızı fark ettiğimiz anda bizlerin de birer Yaradan olduğumuzu anlamaya başlayacağız. Bu gerçeği anladığımızda insan potansiyelinin kapıları ardına kadar açılacak.

Kayıp Sembol – Dan Brown

28

Eskiler öğretilerinin nasıl çarpıtıldığını, dinin cennete bilet kesen bir gişe haline geldiğini, askerlerin Tanrı’nın kendi davalarını desteklediğine inanarak savaşa nasıl koştuklarını görseler dehşete düşerlerdi.

Kayıp Sembol – Dan Brown

26

Zamanın başlangıcından bu yana cahiller daima seslerini en fazla duyuranlar, mazlum kitleleri sürükleyerek kendi arzularını zorla yaptıranlar olmuşlardır. Dünyevi arzularını anlamadıkları kutsal kitaplara atıflarda bulunarak haklı göstermeye çalışmışlardır.

Kayıp Sembol – Dan Brown

25

Bize akıl ermez gelen, gerçekte var. Doğanın sırlarının ardında anlaşılamaz, soyut ve açıklanamaz bir şey duruyor. Anlayabileceğimiz her şeyin ötesindeki bu güce hürmet etmek benim dinimdir. (Einstein)

Kayıp Sembol – Dan Brown

24

Her daim geçerli ve mutlak bildiğimiz kültürel değerlerimiz aslında kimin iktidarda olduğuna ve iktidarı nasıl kullandığına göre değişen sürekli bir tarihsel akış içindedir.

Platon Bir Gün Kolunda Bir Ornitorenkle Bara Girer – Daniel Klein & Thomas Cathcart

21

İşimiz hiç olmazsa bizim aklımızı başka yere çeker, bize mükemmellik umutlarımızı yerleştireceğimiz harika bir sabun köpüğü sağlar, ölçüsüz endişelerimizi nispeten daha küçük çaplı ve başarılabilir birkaç amaca yoğunlaştırır. Bize üstünlük duygusu verir, saygıdeğer bir şekilde yorar bizi, masaya yemek koyar. Bizi daha büyük dertlerden uzak tutar.

Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı – Alain de Botton

20

Herkesin üstünlük için çaba harcaması gerekir. Başaramazsa hiç olmazsa büyük bir cesaretle girişip de başaramamış olur ve onun yeri asla, zaferi de yenilgiyi de bilmeyen soğuk ve korkak insanların yanı olmaz. (Theodor Roosevelt)

Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı – Alain de Botton

19

İnsanlık tarihin çoğunda, çalışanların görevlerini enerjik ve hünerli bir şekilde yerine getirmesini sağlamak için gereken tek araç kırbaçtı. Ama yeterli performansı çalışanların sadece korkutulmasını ya da boyun eğdirilmesini değil, önemli derecede rızasını da gerektiren işlerin ortaya çıkışıyla, insan çalışma kurallarının yeniden yazılması gerekti.

Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı – Alain de Botton

18

Harcadığımız çabalar genellikle dayanıklı fiziksel bir karşılık bulamaz. Bizler, geçen yıl ne yaptığımızı ve daha da ötesi, nereye gittiğimizi ve ne kadar ettiğimizi düşünüp durmamıza yol açan, elle tutulmaz, dev kollektif projelerin içinde seyreltilmiş haldeyiz.

Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı – Alain de Botton

17

Bilim öncesi çağ, ne denli kusurları varsa da, yaşayanlarına hiç olmazsa, insan yapımı her türlü başarının evrenin manzarası yanında önemsiz kalacağını bilmekten kaynaklanan bir iç huzuru vermişti. Zımbırtılarımızla daha çok mutlu, ama genel halimiz konusunda daha az mütevazi olan bizler, zeki, mükemmel, kocaman gözlüklü ve ahlaken sorunlu insan kardeşlerimizden daha baskın bir yücelik kaynağından yoksun olmamızdan kaynaklanan kıskançlık, endişe ve kibir duygularıyla boğuşmaya terk edilmişiz.

Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı – Alain de Botton

15

Tüm toplumlar işe daima çok büyük önem vermiştir, ama çalışmanın bir ceza yahut eziyet olmadığını düşünen ilk toplum bizimkisidir. İlk kez biz, finansal bir zorunluluğun yokluğunda bile çalışmamız gerektiğini düşünüyoruz. İş seçimimizin bizim kimliğimizi belirleyeceği o denli benimsenmiştir ki, yeni tanıdığımız kişilere sorduğumuz en ısrarlı soru, nereli oldukları ya da ana babalarının kim olduğu değil, ne yaptıklarıdır ve anlamlı bir varoluşa giden yolun mutlaka, kazançlı bir iş kapısından geçmesi gerektiğine dair varsayım çok güçlüdür.

Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı – Alain de Botton

14

Ne şaşırtıcı bir uygarlık bu. Haddinden fazla zengin, ama servetini daha ziyade, şaşırtıcı derecede küçük ve pek anlamlı olmayan bazı şeylerin satışından edinen, parayı yatırmaya değer amaçlarla, kuşaklarının çoğunlukla ahlaken saçma ve yıkıcı mekanizmalarının arasında bocalayan ve bilinçli bir şekilde karar vermekten aciz bir uygarlık.

Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı – Alain de Botton

13

Anlamlı bir iş nedir? Yaptığımız işin anlamlı olmasını dilerken istediğimiz şey, başkalarının mutluluğunu arttırma şansından, dünyanın bilgi, verim, sağlık, bilgelik ya da güzellik hazinesine ne denli sınırlı olursa olsun, bir katkıda bulunmayı başardığımızı hissetmekten başka bir şey değildir ve bu arayış, zenginlik ve statü kazanma yönündeki, daha çok bilinen ve herkesçe tanımlanan dürtülerin yanı sıra, bizim yapımızın doğuştan gelen ve kolay kolay yok olmayan bir parçasıdır.

Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı – Alain de Botton

12

Bir toplum ancak, üyeleri genel bilgiyi yitirip de, dar bir şekilde sınırlandırılmış alanlarda kişisel beceriler geliştirdikleri ölçüde refaha kavuşabilir. (Vilfredo Pareto)

Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı – Alain de Botton

11

Binlerce yıllık çabadan sonra biz, en azından sanayileşmiş dünyada, kendini bir sonraki yemeğini sağlamak için endişeli bir arayıştan kurtarmış tek hayvanız. Ama yine de bizim, şarap denizleri ve ekmek dağlarıyla bu bolluk dönemimizin pek de, Orta Çağ’ın kıtlıklarla geçen yıllarında yaşamış atalarımızın düşlediği gibi şen ve mutlu bir yer olmadığı ortaya çıktı.

Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı – Alain de Botton

10

Atalarımız yaz sonunda bazen, bir çalının altında avuçlar dolusu çilek bulunca bunu, yaratıcı Tanrı’nın hiç beklenmedik bir lütfu olarak görüp memnun olurlardı, ama biz modernleşince, yukarıdan ara sıra gelecek armağanları bırakıp, hemen ve her seferinde elde edilebilecek memnuniyet duygusunu yaratmaya kalktık.

Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı – Alain de Botton

9

İki yüzyıl önce dedelerimiz, yedikleri ve sahip oldukları sınırlı sayıda şeylerin hemen hemen her birinin tarihini ve kökenini, ayrıca bunların üretimi ile ilgili kişileri ve aletleri tam olarak bilirlerdi. Domuzu, marangozu, dokumacıyı, dokuma tezgahını ve sütçü kızı tanırlardı. O günlerden bu güne, satın alınabilecek mal sayısı geometrik bir şekilde artmışsa da, bu malların yaratılışı hakkındaki bilgimiz hemen hemen belirsizlik düzeyine dek azaldı. Biz şimdi mallarımıza pratikçe ulaştıkça, onların üretim ve dağıtımından düşünsel olarak koptuk; bizi hayret etme, minnettarlık duyma ve suç işleme yolunda sayısız fırsattan yoksun bırakan bir yabancılaşma sürecidir bu.

Çalışmanın Mutluluğu ve Sıkıntısı – Alain de Botton