58

Beyoğlu: Şehir dışı anlamına gelen ‘Pera’ ismi hala kullanılmaktadır. Fatih Sultan Mehmet fetihten sonra Rum Şarki Devleti’nin Trabzon’da bulunan şubesini 1461 yılında dağıttıktan sonra imparatoru Edirne’de oğlu Aleksi’yi ise Pera’da oturmaya mecbur ediyor. Aleksi prens olmasına rağmen o civardaki halk prens kelimesine alışık olmadıklarından ‘beyoğlu’ kelimesini kullanmayı daha uygun buluyorlar. Bu isim ise daha sonra semte adını veriyor.

Tarihi ve Efsaneleriyle İstanbul Semtleri – Niyazi Ahmet Banoğlu

57

Beşiktaş: Diplokiyon (çifte sütün) ve Zagokiyon (birleşik sütünlar) olarak anlırmış. Sütunların üzerinde beşik figürü olması sebebiyle halk arasında “beşikli taş” olarak kabul edilip zaman içerisinde Beşiktaş’a dönüştüğü kabul ediliyor.

Tarihi ve Efsaneleriyle İstanbul Semtleri – Niyazi Ahmet Banoğlu

56

Beyazıt Kulesi: Kulenin işi ilk yapıldığında yangını haber vermekti. Yangın ilk seferler gündüzleri bayrak asarak geceleri ise fenerlerle haber veriliyordu. Daha sonra ise önce yangın var diye bağırılıp daha sonra top atılırmış. Nöbetçi yangını görür görmez hemen aşağı koşar “Ağa bir çocuğunuz oldu” derdi. Ağa da “kız mı oğlan mı?” diye sorardı. Kız Galata, Üsküdar, Boğaziçi semtlerini, oğlan ise Suriçi semtlerini ifade eder buna göre teşkilat yangın mahaline koşardı.

Tarihi ve Efsaneleriyle İstanbul Semtleri – Niyazi Ahmet Banoğlu

54

Başkalarını korkutmaya çalışan ve korkutanların kendileri daha çok korkarlar ve korktukça, korkularını yenmeye çalışmak için daha çok korkutmaya çalışırlar.

Korkudan Korkmak – Aziz Nesin

53

Toplumsal Kaynaklı Korku; Birey kendisine yabancılaşmış ve kendisinin yabancılaştığı toplumsal güçlerin kendisini ezmesinden, baskı altına almasından korkar. Birey resmi yazı, üniforma, toplumsal gücü simgeleyen veya simgelediğini zannettiği her şeyden korkar.

Korkudan Korkmak – Aziz Nesin

52

Sermaye durmadan büyümek için istikrar, barış ve güven ortamı ister. İstikrar artan fiyatların istikrarsızlığı, enflasyon istikrarsızlığı ve bu istikrarsızlığa halkın istikrarlı olarak baş eğmesi demektir. Barış sermaye kendisi örgütlenirken emekçilerin örgütlenememesi demektir. Güven ise sermayenin güvenli ortamda sömürüsünün devam etmesi ve halkın buna sessiz kalmasıdır.

Korkudan Korkmak – Aziz Nesin

51

Vicdanı toplumsal yasaklamalar sonucu kişinin oluşturduğu bir üstben olarak tanımlayabiliriz. Toplumun egemen güçleri doğrultusunda oluşur, biçimlenir ve kişiye buyurur. Böylece başkalarının yapma etme demesine gerek kalmaz.

Korkudan Korkmak – Aziz Nesin

50

Bir toplum tümüyle baskının yarattığı korkudan korkunun etkisi altındaysa o toplum içinde korkudan korkusuzluk ayrıcalıkları söz konusu olamaz. Çünkü hiç kimse içinde bulunduğu mekanın tavanından yüksek ve döşemesinden alçak olamaz.

Korkudan Korkmak – Aziz Nesin

49

Edilginlik korkmamak demektir. Etmediğimden değil ettiğimden korkarım! Öyleyse korkmamak için hiçbir şey etmem; yani insan değil şey gibi yaşarım.

Korkudan Korkmak – Aziz Nesin

47

Demokrasi bir ülkede çok parti olması ve seçimle iktidara partilerin gelmesi demek değildir. Bu ancak çok gerekli ve vazgeçilmez olan demokrasinin biçimsel yönüdür. Demokrasinin özü demokratikleşmedir. Yani bir ülkenin bütün nimetlerinden, haklarından, varlıklarından, ürettiklerinden, zenginliklerinden o ülke yurttaşlarının aralarında hiçbir ayırım gözetmeksizin çalıştıkları hak ettikleri ve layık oldukları oranda yararlanmaları pay almaları demokratikleşmedir. Tek sesin, tek adamın, tek modelin, tek tipin kısacası tekçilliğin egemen olduğu yerde seçenek yoktur. Ve seçenek olmayan yerde de demokrasi olamaz.

Korkudan Korkmak – Aziz Nesin

46

Ezberletilerek öğretilmiş insanlar öğrendikleri bilginin bekçisi olurlar ama sahibi olamazlar. Bir şeyi eleştirdikten sonra benimserseniz neyi niçin kabul etmiş olduğunuzu bilirsiniz.

Korkudan Korkmak – Aziz Nesin

45

İnsan babalık zanaatını öğrenmiş olduğu zaman artık baba olma gücünü yitiriyor. Baba olma gücü varken de babalık zanaatını bilmiyor.

Korkudan Korkmak – Aziz Nesin

43

Cemil Sena’nın yazdığı 2449 sayfalık filozoflar ansiklopedisinde 2200 kişinin ismi var. 1976’da tamamlanmış. Farabi, İbn-i Sina, Celalettin-i Rumi; 2200’de 3! Dördüncü yok. Felsefe yapmıyoruz, yani düşünmüyoruz.

Rönesansta Neredeydin – Deniz Som

42

Gözyaşı beldesine benden gidilir
Ebedi ıstıraba benden gidilir
Cehennemlik nesle benden gidilir
Ey buradan içeri girenler, her ümidi bırakınız.

İlahi Komedya – Dante

41

Dinle devletin ayrılması Yahudilik ve Müslümanlıkta imkansızdır. Çünkü her iki din, insanların 24 saatini ayarlar. Devletin görevi aslında insanların dini ibadetlerini hazırlayabilmesidir. Devleti ve devletin aygıtı olan bürokrasi ve ordu insan hayatının toplum hayatının vazgeçilmez iki unsurudur. Zaten dini görevi yerine getirebilmek için bu ikisinin de ayakta ve kuvvetli olması gerekir.

Tarihin İzinde – İlber Ortaylı

40

Millet, tarihten ve coğrafyadan gelen objektif bir oluşumdur. Bunların hususiyetleri vardır. Genellikle dil etrafında oluşur. Dinin birleştirici olduğu gibi ayırıcı olduğu da görülür. Bir kavmin oluşumunda en önemli unsur müşterek dile ve dine sahip olmalarına rağmen bir şeyleri beraber yapmaları. Eğer millet bazı şeyleri yaşamamışsa, yani harp, darp, fütühat, savunma gibi millet olamaz. Bir facia niteliğinde olan Balkan Savaşı’ndan sonra Ernest Renan şöyle der: “Türkler bunu unutturamayacak bir edebiyat gücüne sahip değil. Hakikatten bunlar bunu aşabilecek, bunu kine çevirebilecek, bir hafızaya dönüştürebilecek bir edebiyata sahip değiller.”

Tarihin İzinde – İlber Ortaylı

37

Milliyetçi, muhafazakar dediğimiz kesmin bizdeki gibi kasabalı, içine kapanık, dünyayı bilmeyen, lisan bilmeyen, yabancı milletleri okumayan, takip etmeyen, onlarla konuşamayan, onlarla birlikte bir mekanı ve bir havayı solumayan insanlar olması düşünülemez. Yani milliyetçilik aslında çelişkili gibi görünüyor ama enternasyonalizmden geçmelidir. Yani insanın diğer insanları ve beşeri tanımasından geçer. Şimdi bizde Türkiye’de kimse özellikle sosyalist takım batıyı bilmez. İslamcılar islam üzerinde geniş bir bilgi sahibi değildir. Milliyetçilerin çoğu zaman kendi memleketimizi bile tanıdıkları şüphe götürür. Nerede kaldı ki öbürünü tanıyacak. Muhafazakarlık veya ilericilik aslında alternatifi bilerek onu reddetmekten geçer. Yoksa din kültürüyle hiç alakası olmayan birinin dini reddetmesinin bir anlamı yok.

Tarihin İzinde – İlber Ortaylı

36

Okuma özrü gevezelik özründen geliyor. Tavsiye, hediye ve ceza üzerine kitapla baş başa kalan bir insan arkasından gelen duvardan ne kadar kaçabilir.

Tarihin İzinde – İlber Ortaylı

35

Türkiye’de tarihin bir döneminde bu medeniyetler (Antik Yunan ve Orta Avrupa Medeniyetleri) olmasına rağmen bugün Latince ve Klasik Yunan filolojisi olmayan bir memleket. Batı kültürüne inememe nedenimiz biraz da budur. Hristiyanlık bilmeyiz, uzmanımız yok. Yunancasız, Latincesiz Fransızca ve İngilizce aydınların değil liman hamalı ve otel resepsiyonistlerinin Fransızcasıdır, İngilizcesidir. Yunan Roma ve Avrupa tarihini kendimizi anlamak için öğrenmeliyiz. Çünkü biz onun içindeyiz.

Tarihin İzinde – İlber Ortaylı

34

Tarih doğrudan doğruya meraka bağlı bir şey. Merakı biraz da varlık problemi üzerine düşünme bağlamında kullanıyorum. Böyle düşünme eylemi yoksa, buna ilişkin merak yoksa tarih sizin için geçmişte kalan olaylar silsilesidir.

Tarihin İzinde – İlber Ortaylı