178

Özgürlük Anıtı aslında Sultan Abdülaziz tarafından Süveyş Kanalı’nın açılışı şerefine Said Limanı’na konulması için yaptırılmış. Fransız Frederic Auguste’a parası peşin ödenmiş 1884’te yapımı tamamlanmış.

“Heykelin bir elinde Doğu’dan yükselen ışığı simgeleyen bir meşale; başında da yedi iklimin padişahı Osmanlı Sultanı’nı ve yedi ana karayı ve yedi denizi simgeleyen yedi uçlu taç olsun” denilmiştir.

Dönemin Mısır valisi İsmail Paşa Mısır’ın bağımsız olmasını istemektedir. Osmanlı’nın yaşadığı karışıklıktan faydalanarak kanalın açılışını kendisi yapar. “Firavun kıyafetleri giyinen bir heykelin Müslüman bir ülkede hoş karşılanmayacağını” öne sürerek heykeli dikmez.

Heykel Fransa’da kalmış olup yıllar sonra Fransız Hükumeti tarafından Amerika’ya hediye edilmiştir.
Süveyş Kanalı’na yüzü batıya bakacak şekilde konulmak istenmiştir. Doğu’nun ışığını batıya taşıyan bir betimleme amaçlanmıştır. Amerika’da ise aynı niyetle fakat tam tersi istikametle doğuya doğru yerleştirilmiştir.

Banu Avar’la Konuşma: Kültürel Soykırım – Ömür Kurt

175

Yüzyıllardır ulusumuzu yöneten hükumetler, kültürü yaygınlaştırmak istediğini gösteregelmiştir. Ancak bu isteklerine ulaşmak için Doğu’yu ve Batı’yı taklitten kurtulamadıklarından, sonuç ulusun cahillikten kurtulamaması olmuştur. – Mustafa Kemal Atatürk

Banu Avar’la Konuşma: Kültürel Soykırım – Ömür Kurt

128

“Amerikan kapitalizminin temel hedefi, zayıf ülkelerin ham maddelerini ve ulusal pazarlarını açık birer kapı olarak tutmaktır. Bunun için diplomasi ve gerekirse zor kullanılmalıdır.” – Woodrow Wilson ABD Başkanı 1912

Kaçın Demokrasi Geliyor – Banu Avar

127

“Hedef ülkeye bir milyonluk bir kredi ayarlanır. Mesela Ekvator. Bununla havaalanları, yollar, köprüler, limanlar yapılır. Halkın hiçbir ihtiyacını gidermeyecek görmeyecek bir yığın inşaat dikilir, gidip yönetimlere rüşvet veririz. Onları büyük miktar kredi almaya ikna ederiz. Nasılsa bu paranın %90’ı Amerika’ya geri gelecektir. Ülkeyi büyük bir borca sokarız. Bu borç durmadan büyür. Ekvator’un milli bütçesinin yarısını bulur. Sağlık ve eğitime kuruş kalmaz, tarım arazileri yok olur, ülkede küçük bir azınlık rüşvetlerle olağan üstü zenginleşir. Halk yoksulluk içinde debelenir. Tepe noktasındakileri kendine bağla, hedef ülkeyi borçlandır. Etnik ve dini olarak ayır. Zengin kaynakları iç et.. Gerçek demokrasi yeşerdiği anda ez. Meclisler asla halkın gerçek temsilcilerine açılmasın. Sandığa gidenler hep benim adamlarımı koltuğa taşısın.” John Perkins – Ekonomik Tetikçi

Kaçın Demokrasi Geliyor – Banu Avar

125

“Bana bir yalan söyleyerek Irak rejimini devirme şansı verildi. Ben ve oğullarım, Irak’a demokrasinin gelmesine neden olmaktan dolayı gurur duyuyoruz.” – Ahmed Elvan el Cenabi ‘Irak’ta biyolojik silah bulunduğu iddiasını ortaya atan mühendis’

Kaçın Demokrasi Geliyor – Banu Avar

123

Devrilen diktatörler kimdi? 30 – 40 yıldır ABD ve AB’nin ekonomik ve siyasi emir ve desteğini alanlar. Halklarını IMF ve Dünya Bankası emirleriyle aç ve işsiz bırakanlar.

Kaçın Demokrasi Geliyor – Banu Avar

116

Haçlı Seferleri Dönemi, Avrupa açısından hem ekonomik hem de kültürel anlamda tam bir devrim başlatırken, Doğu’da bu kutsal savaşlar ve karşılığındaki “cihat” uzun yüzyıllar sürecek bir gerilemeye ve aydınlık düşmanlığına yol açar. Her taraftan kuşatılan İslam Alemi kendi kabuğuna çekilir kısırlaşır; gezegen çapındaki evrim sürüp Müslümanlar kendilerini bu gelişmenin iyice dışında kalmış hissettikçe de söz konusu tavırlar kökleşir. Bundan böyle ilerleme, ‘öteki’ anlamına gelmektedir. Modernizm ‘ötekidir’.

Kendi kültürel ve dinsel kimliğini Batı’nın simgelediği bu modernizmi yadsıyarak ifade etmek zorunlu muydu? Yoksa tam tersine kimliğini kaybetme riskini göze alıp kararlı bir biçimde modernleşme yoluna girmek mi gerekirdi? Ne İran, ne Türkiye ne de Arap dünyası bu ikilemi çözmeyi başarabildi; bugün hala cebri Batılılaşma evreleriyle, yabancı düşmanlığı rengine de bürünen aşırı gericilik evrelerinin birbirlerini, çoğunlukla da şiddet yüklü bir biçimde izlemesinin nedeni işte bu çözümsüzlüktür.

Arapların Gözünden Haçlı Seferleri – Amin Maalouf

115

Haçlı Seferleri’nin en başından en sonuna kadar, Araplar Batı’dan gelen fikirlere açılmayı reddetmişlerdir. Uğradıkları saldırının belki de en yıkıcı etkisi bu alandadır. İşgalci açısından topraklarını fethettiği halkın dilini öğrenmek hünerdir; istilaya uğrayan halk açısından fatihlerinin dilini öğrenmek ise bir taviz, hatta ihanettir. Gerçekten de çok sayıda Frenk Arapça öğrenirken, birkaç Hristiyan dışında memleket nüfusu Batılı’ların dillerine kulaklarını tıkamıştır.

Arapların Gözünden Haçlı Seferleri – Amin Maalouf

111

Tarihin içinde mevcut sosyopolitik durumun tam bir kopyasını bulmak neredeyse imkansızdır. Tarih kendisini tekrar etmemektedir. Heraklitos ‘aynı nehirde iki kere yıkanılmaz’ derken aklında aslında bu düşünceler yer almaktaydı.

Aristoteles ile Bir Karıncayiyen Washington’a Gider… – Daniel Klein & Thomas Cathcart

109

Siz doğmadan önce olanlardan habersiz olmak daima bir çocuk olarak kalmak demektir. – Cicero

Aristoteles ile Bir Karıncayiyen Washington’a Gider… – Daniel Klein & Thomas Cathcart

60

Kadıköy (Körler Memleketi): Megaralılar kendilerine havası, suyu, toprağı iyi bir memleket aramaktadırlar. Delh kahinine bize gidip yaşayacak bir memleket göster demişler. Kahin “siz körlerin memleketi karşısındaki yere gidiniz, orası yer yüzünün en rahat en güzel yeridir, orada oğullarınız gürbüz siz sıhhatli olacaksınız” der. Megaralılar Atina civarında yaşamakta olup bu salıktan sonra yola çıkarlar. Bir süre yol kat ettikten sonra bir gece Sarayburnu’na gelip konaklarlar. Sabah uyandıklarında Reis Vigas:
-Kahinin sözü çıktı
-Körler memleketi nerede?
-İşte orası! (Eliyle Kadıköy’ü İşaret ederek)
(Sonra etrafındaki yeşillikleri göstererek) Yeryüzünün bu kadar güzel yerini görmeyip karşısını beğenenler elbetteki ancak körlerdir.

59

Üsküdar: Rivayetlere göre önceleri altın şehir anlamına gelen Hrisopolis olarak anılırmış. İranlılar galibiyetlerinden sonra toplanan altınları buraya getirdikleri için bu şekilde olduğu söyleniyor. Bundan başka güneş batarken bu semte verdiği sarı renkten dolayı bu isimle anıldığına dair ifadeler var. Asıl kabul edilen ise Aga-memnon’un oğlu Hrisis’in mezarı burada olduğu için bu bölgeye bu isim verilmiştir. İlerleyen dönemde bölgenin adı ‘Skutarı’ olmuş. Dilde söylene söylene ‘Üsküdar’a dönüşmüş olabileceğine inanıyorlar. Evliya Çelebi ise Üsküdar evlerinin Kadıköy evlerine göre “eski ve dar” olması sebebi ile bu bölgeye önceleri ‘eskidar’ sonraları da ‘Üsküdar’ dendiğini iddia ediyor.

Tarihi ve Efsaneleriyle İstanbul Semtleri – Niyazi Ahmet Banoğlu

58

Beyoğlu: Şehir dışı anlamına gelen ‘Pera’ ismi hala kullanılmaktadır. Fatih Sultan Mehmet fetihten sonra Rum Şarki Devleti’nin Trabzon’da bulunan şubesini 1461 yılında dağıttıktan sonra imparatoru Edirne’de oğlu Aleksi’yi ise Pera’da oturmaya mecbur ediyor. Aleksi prens olmasına rağmen o civardaki halk prens kelimesine alışık olmadıklarından ‘beyoğlu’ kelimesini kullanmayı daha uygun buluyorlar. Bu isim ise daha sonra semte adını veriyor.

Tarihi ve Efsaneleriyle İstanbul Semtleri – Niyazi Ahmet Banoğlu

57

Beşiktaş: Diplokiyon (çifte sütün) ve Zagokiyon (birleşik sütünlar) olarak anlırmış. Sütunların üzerinde beşik figürü olması sebebiyle halk arasında “beşikli taş” olarak kabul edilip zaman içerisinde Beşiktaş’a dönüştüğü kabul ediliyor.

Tarihi ve Efsaneleriyle İstanbul Semtleri – Niyazi Ahmet Banoğlu

56

Beyazıt Kulesi: Kulenin işi ilk yapıldığında yangını haber vermekti. Yangın ilk seferler gündüzleri bayrak asarak geceleri ise fenerlerle haber veriliyordu. Daha sonra ise önce yangın var diye bağırılıp daha sonra top atılırmış. Nöbetçi yangını görür görmez hemen aşağı koşar “Ağa bir çocuğunuz oldu” derdi. Ağa da “kız mı oğlan mı?” diye sorardı. Kız Galata, Üsküdar, Boğaziçi semtlerini, oğlan ise Suriçi semtlerini ifade eder buna göre teşkilat yangın mahaline koşardı.

Tarihi ve Efsaneleriyle İstanbul Semtleri – Niyazi Ahmet Banoğlu

40

Millet, tarihten ve coğrafyadan gelen objektif bir oluşumdur. Bunların hususiyetleri vardır. Genellikle dil etrafında oluşur. Dinin birleştirici olduğu gibi ayırıcı olduğu da görülür. Bir kavmin oluşumunda en önemli unsur müşterek dile ve dine sahip olmalarına rağmen bir şeyleri beraber yapmaları. Eğer millet bazı şeyleri yaşamamışsa, yani harp, darp, fütühat, savunma gibi millet olamaz. Bir facia niteliğinde olan Balkan Savaşı’ndan sonra Ernest Renan şöyle der: “Türkler bunu unutturamayacak bir edebiyat gücüne sahip değil. Hakikatten bunlar bunu aşabilecek, bunu kine çevirebilecek, bir hafızaya dönüştürebilecek bir edebiyata sahip değiller.”

Tarihin İzinde – İlber Ortaylı

35

Türkiye’de tarihin bir döneminde bu medeniyetler (Antik Yunan ve Orta Avrupa Medeniyetleri) olmasına rağmen bugün Latince ve Klasik Yunan filolojisi olmayan bir memleket. Batı kültürüne inememe nedenimiz biraz da budur. Hristiyanlık bilmeyiz, uzmanımız yok. Yunancasız, Latincesiz Fransızca ve İngilizce aydınların değil liman hamalı ve otel resepsiyonistlerinin Fransızcasıdır, İngilizcesidir. Yunan Roma ve Avrupa tarihini kendimizi anlamak için öğrenmeliyiz. Çünkü biz onun içindeyiz.

Tarihin İzinde – İlber Ortaylı

34

Tarih doğrudan doğruya meraka bağlı bir şey. Merakı biraz da varlık problemi üzerine düşünme bağlamında kullanıyorum. Böyle düşünme eylemi yoksa, buna ilişkin merak yoksa tarih sizin için geçmişte kalan olaylar silsilesidir.

Tarihin İzinde – İlber Ortaylı