928

Her parçası keyif vaat eden bir plan asla başarılı olamaz; büyük bir hayal kırıklığını önlemenin tek yolu ufak bir sıkıntıyı savunmaktır.

Gurur ve Önyargı – Jane Austen

913

İnsanlar kendilerine ya çok pahalı, ya çok ucuz kıymet biçerler. Sen, sadece bir değerlendirme hatası içindesin. Hayatında daima başarabileceğini değil, başarmak istediğini düşündün. Olabileceği değil, olmasını istediğini aradın…

Onun için senin yenilgin, hakikatin yenilgisi demek değildir. Yenilen, yalnız senin ölçüsüzlüğün ve delaletindir. Halbuki kaleleri bekleyen nöbetçiler, yanlarına gelen herkese parolayı sorarlar. Sen de muhayyilene gelen şeylere parolayı sorsaydın, baskına uğramazdın. – Epiktetos

Suyu Arayan Adam – Şevket Süreyya Aydemir

911

Hayat, bir ziyafetten başka bir şey değildir. Yemek ne kadar sürmüşse, ziyafet orada biter. Kolun bu sofrada nereye kadar uzanmışsa, nasibin o kadardır. Bütün sofraya gelenleri değil, yalnız önüne uzatılan tabaktan kendi hisseni iste! – Epiktetos

Suyu Arayan Adam – Şevket Süreyya Aydemir

817

Bencillikle lekelenmiş sevgi ifadeleri sempati uyandırmaktan uzaktır; yürek her tür ince hesaptan ve yarar beklentisinden nefret eder.

Vadideki Zambak – Honoré de Balzac

778

Daha “farkında” olarak yaşanan bir hayata dönük ortak arzu, anın tadını çıkaramama duygusundan gelir. “Şimdide” yaşamıyor olma düşüncesinin sonucu, deneyimimizin yeterince yoğun olmadığı hissidir. Hayatın yanı başımızdan geçip gittiği ve “gerçekten” yaşamadığımız duygusu ortaya çıkar. Deneyimler gelip geçer ama herhangi bir anlamları yoktur. Sık sık özel bir günü iple çekeriz, ama sonrasında duygusal açıdan olaya samimi bir şekilde katılmamışız gibi görünür. Olan biteni umduğumuz kadar bilinçli bir şekilde yaşayamamışızdır. Yaşanan deneyim yeterince yoğun değildir. Ancak çok geç olduktan sonra hayıflanırız. Çoğunlukla, hayatımızın ne kadar düşüncesizce ve şuursuzca geçtiğini fark etmek için kaderin sillesini yemek gerekir. – Marc Wittmann

Hayat Memat – Metis Ajanda 2021

754

Var olmak ya da olmamak, mesele bu. Gözü dönmüş talihin sapanına, oklarına için için katlanmak mı daha soylu, yoksa bir dertler denizine karşı silaha sarılıp son vermek mi onlara? Ölmek, uyumak… Hepsi bu… ve bir uykuyla yürek sızısına ve bedeni bekleyen binlerce doğal darbeye son verdik diyebilmek. Hangi insan gönülden istemezdi bu bitişi! Ölmek, uyumak… uyumak, belki rüya görmek. Ha! İş burada. Çünkü o ölüm uykusunda, şu fani bedenden sıyrılıp çıktığımızda, göreceğimiz rüyalar bizi duraksatır ister istemez. İşte felaketi onca uzun ömürlü kılan da bu. Kim katlanırdı yoksa zamanın kırbaçlarına, küfürlerine, zorbanın haksızlığına, kibirli adamın hakaretine? Hor görülen aşkın acılarına, adaletin gecikmesine, devlet görevlisinin kendini bilmezliğine; sabırla bekleyen erdemli kişinin, değersiz insanlardan gördüğü muameleye, insan yalın bir hançer darbesiyle hesabı kesebilecekken kim katlanırdı bu yorgun yaşamın yükü altında homurdanıp terlemeye, ölümden sonraki bir şeyin korkusu olmasaydı?

Hamlet – William Shakespeare